17 Eylül 2015 Perşembe

Neresinden dönersen dön, yeniden başlarsın.

Hayat herkese adil olmamakla birlikte bana hiç bir cömertlik de göstermemiş. Bazı insanlar doğuştan şanslıdır. Hani şu daha anne karnındayken mesleği, konumu, yeri belli olan insanlardan bahsediyorum. Hep yerinde olmak istediğimiz, kapıda jeepi, havada jeti bekleyen tipler. Michael Kors, Channel, LV, Beymen, Sarar, D&G... aklına gelebilecek vitrinine bile bakarken uff dediğin markaların her semtteki konumunu ezbere bilenlerden. Küçükten zengin olduğumuzu sanırdım mesela. Meğer değilmişiz. Ortadan biraz daha düşükmüş hatta gelirimiz. Yine de şükürler olsun dedim hep tabi ki. Öyleydi böyleydi, bu durum hiç değişmedi. Büyüdüğümü düşündüğüm yaşlarımda da dahil, "hayır"ı hiç bilmedim ben. Bu yüzden zengin olduğumuzu düşünürdüm. Bu yüzden şu an bi oyuncak koleksiyonum var ki hepsi daha ilk günkü gibi sapa sağlam ve çok güzeller. Ben ilkokuldayken, en yakın arkadaşımla benim gibi yakın olan iki zengin kız vardı okulda. Birinden nefret ederdik, diğeri çok tatlı bi kızdı, hala da öyle yani. Neyse bunlar o kadar güzel giyinirlerdi ki böyle aklımız giderdi. Tabi o yaş grubunda Zara'dan falan bahsetmiyorum ama ben altıncı sınıfa geçene kadar bana marka ayakkabı bile alınmamıştı ayağım büyüdüğü için. O yüzden çok özenirdim işte. Ne giyseler anne bana bundan alalım mı diye heveslenirdim. Tabi yaş büyüdükçe, hevesler değişti. Bi süre sonra "hayır"ı duymaya başladım. Bundan alabilir miyiz?

Buraya gidebilir miyiz?
Biz de tatile çıkabilir miyiz?
Bana da para verebilir misin, ben de bi şeyler almak istiyorum?
Geziye gidebilir miyim?
... kursuna gidebilir miyim?
Cevap? Hayır.
Ailem çok karışıktır benim. Ben 8. sınıfa geçtiğimde, annemle babam ayrıldı. Anneanneme taşındık. Ev o kadar kalabalık ki, biz üç kardeş, annem, teyzem, anneannem, kuzenim falan derken dolu dolu yaşıyoruz. Ev desen 2+1, kapıyı açtığın odadan insan fışkırıyor. Pek sağlıklı bir ergenlik dönemi geçirmedim açıkçası. Sokakta sabahladığımı da bilirim, kumsalda uyuyakaldığımı da. Erkek arkadaşımın babasının arabasında tedirgince yattığımı da bilirim, bankta kaybolana kadar yıldızları izlediğimi de. Bizim evde kavga eksik olmaz ve hep kötü ben olurum. Aslında öyle değil olay. Her şey iyi olsun diye uğraşırken bi anda sesler yükselince sinirime sahip çıkamıyorum sağa sola saldırıyorum. Tabi bu sefer ya kapının camı iniyor, ya bütün komşular benim bağırışlarımı dinliyor, annem, anneannem, kimi ararsanız bağırışıyoruz bi anda. Ben de ayıcığımı alıp evden fırlayıp çıkıyorum. Saat akşamın 11'iymiş, 1'iymiş inan hiç farketmiyor. Ben sinirlenince susan insanlardanım, ama kimse bana dokunmayacak o sırada. Dokunanın kesin kalbi kırılır, dilim çok ayarsızdır. Övündüğümden değil, sadece anlaman için anlatıyorum. Kavga olduğu an kaçar giderim, daha çok kırmak istemediğim için. Çünkü hep sanki ben olmasam ailem daha huzurluymuş gibi hissediyorum. Esas konuya dönmek istiyorum. Okulumu bırakıyorum. Bi zamanlar takıntı yaptığım çocukla aynı şehirde olabilmek için onun şehrinden istemediğim tam beş tercih yapıp istemediğim bi bölümü tutturdum. Gittim, bi sene okudum, şu an kör kütük sevdiğim çocuğu buldum, güzel bi iki arkadaşlık ve aklı fikri fesatlık olan bi iki arkadaş edindim, zaten günlerim hep İstanbul'da geçtiği için çok da önemsemedim ve yaz sonunda okulumu dondurmaya karar verdim. Çünkü kesinlikle mutlu falan değilim. İstanbul'da bi aşçılık okuluna gitmek istiyordum. Tabi birazcık tuzlu bi okul. Ben geçen sene de bunu aileme teklif etmiştim, Her zaman olduğu gibi o zaman da beni dinlemediler tabi. Ben de evden kaçarcasına istemediğim bi yere, benimle asla görüşmeyeceğini bilmediğim bi çocuk için gittim. Pişman mıyım? Hayır. Neden, çünkü yaşayarak öğrenen biriyim ve ilk defa birini nasıl sessizce seversin onu öğrendim. Yine bi şekilde allem ettim kallem ettim okula başvuruyu yaptım. Baktım bunlar iyice umursamıyolar, dedim okuyamayacağım ben galiba. Bizim ailede zaten tek sorun, kesinlikle paradır. Çünkü her şeyin ucu ona dokunuyo. Şöyle örnek vereyim; Evde sehpaya takıldım vazoyla birlikte düştüm diyelim. Vazo kırıldı, benim de dizim kanıyo. Kesinlikle önce vazo düşünülür. "Aferin sana yine önüne bakmadın. Kırdın döktün. Sırf ziyansın, israfsın. Dikkatli olsana biraz bıktım senden." Olay bu yani. Sonuç olarak, ben o okula gidemedim. Zaten kontenjanları büyük ihtimalle çoktan dolmuştur. Üzüldüm mü? Çok. Ama şu an mutluyum çünkü tekrar hazırlanacağım. Hayatta hedeflediğim bi kaç şey vardır. En önemlisi veteriner olmaktı. Şimdi elime onu yapabilmek için bi fırsat geçti. Galiba kendim için bi şeyler yapmanın vakti geldi.